Bu sıcaklarda,koca Ramazan'ı nasıl geçireceğiz derken,Ramazan'ı geçirdikte "Bayram" bile geldi de geçti Cantanem.Gerçekten;havalar o kadar sıcaktı ki,daha Ramazan'a girmeden önce düşünmeye başlamıştık,-bu sıcaklarda nasıl susuzluğa dayanacağız? diye.Rabbim öyle bir güç veriyor ki,yeterki tutmak istesin insan.
Zaman su gibi akıp geçiyor.Geçmesini istemediğimiz mululuklarla yada hiç geçmeyecek sandığımız üzüntülerlede dolu olsa,ne zamanı durdurabiliyor,ne geriye sarabiliyor nede ileriye alabiliyoruz.Bazen; elimde,bir sihirli değnek olmasını istiyorum.Yaşantımıza giren kötülükleri;değneğim sayesinde keşke durdurabilseydim yada zamanı geri sarıp,keşke hiç olmamasını sağlayabilseydim diye ama malesef böyle bir imkanım yok.Rabbim herşeyin sınırını güzel çizmiş.Böyle bir değneye sahip olupta,herşeyi istediğimiz gibi ayarlama şansımız olsaydı,hiç hata yapmaktan korkmazdık belkide ve yaptığımız hiçbir hatadan ders almazdık.Kaybetmekten korkmadığımız için,sevginin değeri daha az olurdu yüreklerde,gideni nasıl olsa değneğimle geri getiririm gibi bir düşünce ile,birçok değeri kaybedeceğimiz kesindi.Yinede keşke en azından ayda üç kez falan kullanabileceğimiz bir değneğimiz olsaydı:) Şu anki içinde bulunduğum psikolojik durumdan ötürü,o değneğe nasıl ihtiyacım var bir bilsen.
Aslında bu bayram,evimizde olmayı düşünüyorduk.Günü birlik;kısa gezintilerimiz olur diye düşünürken,ani bir kararla,benim memleketim olan Isparta-Yalvaç'a gitmeye karar verdik.
Bayramın ilk günü gecesine kadar düşünmediğimiz bu seyahat,ani bir kararla bayramın ikinci günü sabahı başlamış oldu.Vurduk kendimizi yine yollara.
İlk durak "Pamukkale" oldu.Sen doğduğundan beri hiç gitmemiştik,ne zamandırda gitmeyi düşünüyorduk.Kısmet bugüne imiş.Görür görmez -Nerede o eski Pamukkale? dedirtti bize.O,eski fotoğraflarda gördüğümüz Pamukkale gibi değildi.Tüm doğal güzelliklerimizi,sanırım yavaş yavaş yitiriyoruz.Düşünmeden edemiyorum,size nasıl bir dünya,nasıl bir Türkiye bırakacağız kimbilir? Sadece doğal güzelliklerimize değil,örf ve adetlerimizede sahip çıkmak gerekiyor.Bizim nesil,yinede az çok bağlı kaldı örf ve adetlerine ama bizden sonraki nesillerde bu örf ve adetlere ilginin azaldığını görmek,kimbilir sizin yetişkinlik zamanınızda nasıl olacak? diye düşündürüyor işte beni.
Güzel bir gündü yinede.Bol bol sularla boğuştun.Kayıp düşeceksin diye,babanla bende peşinden koştuk.Sen çok mutluydun,bizse sen mutlusun diye,senden mutlu.
Bu güzel günün fotoğrafları bu linkte:
http://www.furkanpirepol.com/resim_kategori.php?resim_id=173
İkinci durak,"Eğirdir Gölü" ve "Yeşil Ada" oldu.Sahilindeki hemen hemen bütün çay bahçelerinde oturduk.Mis gibi havayı ciğerlerimize çektik,İzmir'in sıcaklarından sonra;rüzgar sanki,çok güzel bir melodi gibi gelmişti bize.En son oturduğumuz Cafe'de,hepsinden uzun kaldık.Çünkü sen,o çok sevdiğin tronbolini buldun ve -Biraz daha,biraz daha! diye diye saatleri geçirttin bize.Hazır sen oyalanacak birşey bulmuşken,bizde keyfimize baktık.Birazcıkta,hem Eğirdir Gölü'ndeki hemde Yeşil Ada'daki tarihi mekanları gezerek yola koyulduk.
Her yer elma bahçeleriyle doluydu.Dalından yeni koparılmış tazecik elmaları,yol boyunca kurdukları tezgahlarda satıyorlardı.Senin için bir sürü elma aldık.Birde ilk kez bir ayçiçeği ile tanıştın.Yol boyu,elimizde kocaman bir ayçiçeği,çekirdeklerini yedik durduk.
Bu güzel güne ait fotoğraflar bu linkte:
http://www.furkanpirepol.com/resim_kategori.php?resim_id=175
Afyon-Dinar'daki Suçıkan'ı sana kelimelerle anlatamam,çünkü kelimelere sığdıramayacağım kadar huzurlu buldum.Büyük Menderes'in doğduğu yermiş meğer burası.Şelalenin etrafında güzel bir Restaurant ve meşhur saç kavurması eşliğinde geçti koca gün.Günün favorisi senin asker olma merakındı ve bu yüzden yol boyunca nerede bir oyuncakçı görsen ya bir silah yada bir tüfek aldırdın bize.Biz şelaleden akan suyun huzur veren sesiyle yüreklerimizi dinlendirmeye çalışırken,sende -Pışuv,pışuv! diye diye vurdun bizi tüfeğinle.Allah'tan bu sefer sorunsuz karnını doyurduk.
Bu güzel güne ait fotoğraflar bu linkte:
http://www.furkanpirepol.com/resim_kategori.php?resim_id=178
Son durak Yalvaç'tı.Yalvaç'ı sana bir sonraki güncende anlatacağım çünkü yıllar sonra duyulan memleket kokusunu öyle çarçabuk ve kısa kelimelerle anlatamayacağım sanırım,Yosun Gözlüm.
Seni seviyor ve her geçen gün bir önceki günden daha fazla sevmeye devam ediyorum.