Yosun Gözlü Cantaneciğim..
Uzunca bir süredir;pazar günlerini değerlendirebilmek adına erkenden evimizden çıkıp,kendimizi yollara vuruyorduk.Oysa bu pazar;evimizin keyfini sürmek,kahvaltı soframızın başında saatlerce sohbet etmek ve bol bol uyuyup,dinlenebilmek adına bir değişiklik yaptık ve evimizde kalmayı tercih ettik.Taki saatler 15:00'i gösterdiğinde,senin gezme krizine girip,-Yütfen ama yütfen,gezmeye gidelim! deyişine kadar.
Bu saatten sonra,senin tabirinle "büyük uzaklar"a gidemezdik.-Nereye gidelim! diye düşünürken,evimize onbeş dakika uzaklıkta olan ve bir süredir gitmeyi düşündüğümüz "Torbalı Koruluğu"na gitmeye karar verdik.İyikide gitmişiz.Bu kadar yakınımızdaki bu hoş yere,-Daha önce neden gitmedik acaba ? diye düşünüyorum hala.Tabi senin "büyük uzaklar" sevdan,yakınımızdaki hoş yerlere gitmemizi engelliyor.Yani, suç tamamen sana ait Yosun Gözlüm..
Koruluk;büyük bir alan üzerine kurulmuş,dileyen evden yiyeceklerini getirip,piknik yapabiliyor.Piknik masalarının hemen yakınlarında,çocuk parkları var.Ayrıca;iki adette kafeteryası var.Biz kafeteryasına gitmeyi tercih ettik.Baban ve ben;çaylarımızı yudumlarken,sende Kankiciğin Barkın ve Aynur Teyzoş'unun;sana bir sene önceki doğum gününde gönderdikleri,o meşhur arabanla dolaştın.Maşallah diyeyim;o kadar büyüdün ki bu bir sene içinde,artık o arabanın içine oldukça büyük gelsende,bir türlü vazgeçemediğin ve gözün gibi baktığın en sevgili oyuncağın.Nereye gitsek bizimle geliyor,bizimle birlikte gittiğimiz her mekanı geziyor.Arabadan eve,evden arabaya taşıyıp duruyoruz.Aslında doğruyu söylemem gerekirse,bu bir senede seni oyalayan çok özel bir hediye oldu bizim için.Sen o arabayla evde gezerken,bende rahatça işlerimi yaptım,hatta sana günceler bile yazdım.Senin için bu değerli hediyeyi bir ömür saklayacağa benziyoruz ve bir ömür üzerinden inecek gibi görünmüyorsun.Sağolsun canlarımız taa Bursa'dan gönderdiler onu bize..
Bu arada;çok güzel ablalarla tanıştık kafeteryada,birbirinden güzel dört hanım kız,seninle çok ilgilendiler ama sen her zamanki bilmiş tavırlarınla,hiç yüz vermedin.Aramızdan ayrıldıklarında kıymete bindiler.-Tüh gittiler,keşke gitmeden öpseydim! dedin durdun..
Bir kaç saat oturduk kafeteryada..Çay eşliğinde sohbetler ettik.Sen patates kızartması yedin ve şeftali suyu içtin.Mis gibi temiz havayı içimize çektik.Yemyeşil çimenlerde gözümüzü dinlendirdik.Oturduğumuz yer bakımından,ne kadar şanslı olduğumuzu düşündük.İzmir'in kirli havası ve hareketli caddelerinin yanında,oturduğumuz yer gerçekten cennet niteliğinde.Aslında oturduğumuz sitede bile,yemyeşil çimenler,oyun parkları,piknik alanları,fıskıyeli havuzlar,rahatlıkla akülü arabanı sürebileceğin alanlar,ayrıca yüzme havuzunun bile olması bizim için bulunmaz bir avantaj ama yinede gözümüz hep dışarıda.İnsan elindekinin kıymetini bilmezmiş ya,sanırım gerçekten öyle..
Mekandan ayrılırken,çıkış kapısının orada futbol oynayan abileri gördün.Taş çatlasın 10 yaşlarında olan bu abilerle,sende futbol oynamak istedin.Biraz çekindik,çünkü bazı çocuklar kendinden küçükleri aralarına almak istemiyorlar.Sordun hemen -Oynayabilir miyim? diye ve hemen -Tabiki! cevabını alınca çok sevindin.Dersin ki kırk yıllık futbolcu,öyle güzel atışların ve topu bekleyişlerin var ki,maşallah benim kuzuma diyorum,başkada birşey demiyorum.Yalnızca çok hızlı hareket ettiğinden,arada bir düştün ama bu düşmeler bile sana aşırı zevk verdi.Aradada masuscuktan düştün,çünkü baktın ki düşünce ilgi büyük oluyor ve hemen abiler sana yardıma koşuyor,yardıma koştuklarında yanlarına yaklaşmış ve topu ele geçirebilme olasılığının daha bir yüksek olduğunu düşündüğünden olsa gerek,düşmeyi tercih ettin gibime geliyor.Bir futbol oyunu bile,ne kadar büyük zevk verdi sana yosun gözlüm..Çocuk kalbinin güzelliği,küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarabilme huyun bir ömür sürsün inşallah bitanem.
Sonrada,meşhur Tipa'(Kipa)mıza gittik.Gezintilerimizin sonunda,Kipa'ya uğramadığımız zamanlar,senin için gezintiden sayılmıyor.Torbalı Kipa'yada oldukça alışkınsın.Hemen Game Center'a koştura koştura gittin.-Hockey oynamak istiyorum! diye,yarım saat babacığını esir aldın her zaman olduğu gibi.Bende,o sırada yemeklerimizi yaptırdım ve sen zorla iki lokma yedin ve yine doğru Game Center'a..
Birde bu baharın ilk eriğini aldık.Hatta,belkide biz geç bile kaldık almakta.Senin erik yerken suratının şekilden şekile girmesi,görülmesi gereken bir durum ama fotoğrafını çekemedim,senin -Çektirmeyeceğim! inadından.Zaten hiç severekte yemedin eriği,biz ısrar edince,yememek içinde oldukça direndin.Aslında seversin ekşiyi ama eriği sevmedin.
Büyüdükçe;fotoğraflarını istediğim gibi çekemez oldum.Canın isterse poz veriyorsun ama çoğunlukla kesinlikle çektirmiyor,kafanı başka yöne çeviriveriyorsun.Aslında,bir çok anını kaçırdığıma bazen üzülüyorum.Heleki video çekimlerini asla yapamıyorum artık.Kamerayı gördüğün anda;ya susuyor yada aşırı tepki verip,-Kapat şunu anne! diyorsun..Çektiğim kadarıyla artık napalım,canın sağolsun.Hadi fotoğraflar neyse,bir şekilde çekmeyi başarıyorum da,sonra deme -Anneciğim,neden benim videom yok! diye..
İşte bugünlükte bu kadar..
Seni candan öte seviyoruz ve sevmeye devam ediyoruz.
Aşkların en büyüğüsün sen..
Torbalı-Koruluk Kafeteryasında çekilmiş fotoğraflarımızdan oluşan,fotoğraf albümümüz bu linkte :
http://www.furkanpirepol.com/resim_kategori.php?resim_id=150